Kuzey ülkelerinin kültürel mirası efsanelerdir. Yahut saga denilen o destanlar. O yüzden bu sayımızda yine siz DGH okurlarımıza İzlanda sagalarından birini daha sunuyoruz: Njal’in sagasını.
İzlanda’nın 10. yüzyıldaki o rüzgarlı, karla kaplı topraklarında bir anlaşmazlık çıktığı zaman insanlar sorunlarını her zaman mahkemede çözmezlerdi. Bunun yerine genellikle kılıcın sözü geçerdi. Bu hikayenin merkezinde iki adam var: Njal; kavgadan uzak durmaya çalışan, akıllı ve adil bir adam ve Gunnar; güçlü, yakışıklı, cesur, fakat gururlu bir savaşçı. Njal ve Gunnar birbirlerine pek yakındır ama birden işler sarpa sarınca kendilerini kan davasında karşı karşıya gelmiş bulurlar. Ya sebep? Gurur, kırgınlıklar ve kötü seçimler…
1000 yıl önce yazılmış Yanık Njal Destanı (ya da Yanmış Njal Destanı ya da aslı Brennu-Njáls Saga), sadece kavgalar ve çatışmalardan ibaret eski bir hikaye değil. Aslında, bugüne dair de çok şey söylüyor: dostluk, gurur, intikam, ve en önemlisi adalet.
Gunnar, başına buyruk ve biraz da belalı bir kadın olan Hallgerd’le evlenir. Hallgerd’in kaprisleri yüzünden başlayan küçük bir anlaşmazlık, zamanla büyük bir kan davasına dönüşür. Bu destandaki herkes, en küçük hakareti bile affedilmez sayar. Herkes de en ufak şeye alınıp karşı taraftan taviz beklediği için işler kontrolden çıkar.
Bu buhranlı dünyada Njal hep sakin kalmaya, aklı selim davranmaya çalışır. Fakat sonunda Njal da kendini veza o da eviyle birlikte diri diri yakılıyor. Evet, destana adını veren olay da bu zaten: “Brennu–Njal” yani “Yakılmış Njal”.
Bu hikayeyi asırlar sonra bugün okuduğumda aklıma şu geliyor: Aradan bu kadar süre geçmiş ama insan doğası pek değişmemiş. Demek ki o zaman da insanlar “ben haklıyım” diye her şeyi yakıp yıkarmış, şimdi de bazen aynı şeyi yapıyoruz—sadece yöntemi değişti. Sözlerimizle, sosyal medyada yazdıklarımızla, bazen de susuşlarımızla…
Destanın sonunda İzlanda Hristiyanlığı kabul ediyor ve halkın değerleri değişmeye başlıyor. İntikamın yerini yavaş yavaş affetme alıyor. Hukuk, kişisel gururdan daha önemli hale geliyor. Ama bu farkındalık gelene kadar birçok insan ölüyor. Kısacası bu destan, sadece eski zamanlara ait bir savaş hikayesi değil. Aynı zamanda hepimizin içinde yaşadığı, tanıdık duyguların hikayesi: dostluk, pişmanlık, öfke, ve adalet arayışı…
Eğer bugünün dünyasında “bir şeyler yanlış gidiyor ama kimse dinlemiyor” diyorsanız, belki de bu hikayeye bir göz atmanın tam zamanıdır. Çünkü bazen, geçmişte yazılmış bir hikaye, bugünü anlatmanın en iyi yoludur.
Njal Sagası belki sagaların en meşhuru olduğu için bir iki Türkçe çevirisine kütüphanelerde ulaşmanız mümkün. Hikayenin coğrafik olarak nerede geçtiğini daha iyi görebilmek için Icelandic Saga Map‘i kullanabilirsiniz.







